| DARBE ÇEŞİTLERİ |
|
|
|
|
DARBE ÇEŞİTLERİ
Ecevit’in son zamanlarda başına gelenler toplumumuzun gündeminden hemen düşürüldü. Ama ölümüne yakın olanları hatırlamakta yarar var.
Kamuoyunun bildiği kadarıyla, Sayın Ecevit son dönemlerde rahatsızlığı iyice artmış bir Başbakan görüntüsü veriyordu. Büyük çoğunluk için görevini bırakmaması kabul edilecek bir durum değildi. Ama O hala görevine devam ediyordu. İşte bugünlerde bir şeyler olduğu sonraları ortaya çıktı. Ama üzerinde durulmadığı için pek aydınlanmadı.
Tarih 19 Mart 2002, Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney Ankara'ya geldi. Morali bozuktu. Zira Irak'ın işgali için dolaştığı ülkelerde umduğu desteği bulamamıştı. Köşke çıktı. Cumhurbaşkanı Sezer, tüm dünyaya söylediğini bir de ABD'ye söyledi: "Uluslararası oydaşma ararım". Ardından Başbakanlığa geçti. Ecevit, "İşgale karşıyız" dedi. Sonra akşam yemeğinde, protokolde olmamasına karşın, ısrarla Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu ile görüştü. O da kesin bir dille tersledi. Ayrıca Org. Kıvrıkoğlu, ABD işgali öncesinde Kuzey Irak'a girerek bazı bölgelerde mevzilenme planı yapmıştı. Cheney, ertesi sabah yapacağı basın toplantısını iptal etti. Palas pandıras ABD'ye döndü.
Mayıs 2002 Başbakan Ecevit, "bağırsak rahatsızlığı" nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Aylarca hastanede kaldı. Rahşan Ecevit onu adeta hastaneden kaçırmasa Başbakan ölüyordu. MGK toplantısına katılmak istediğini doktorlara bildirir. Doktorlar, katılabileceğini, yanız, kontrolden sonra katılmasının doğru olacağını söylerler. Toplantı bir gün sonra 9,30’da yapılacaktır. Doktorlar o gün saat 9,30’da muayene için gelirler. Ecevit toplantıyı bir saat sonraya aldırır. Doktorlar, muayene sonucunda: omurganın baskı yaptığını, toplantıya kesinlikle katılmaması gerektiğini söylerler. Medya bu konuyu devlet yönetiminde zafiyet varmış gibi haber yapar. Ecevit son olarak yapılacak olan Kıbrıs Zirvesi’ne katılmak istemektedir. Doktorlar katılabileceğini bildirirler. Ancak zirve öncesi muayenede kesinlikle katılmaması gerektiğini bildirirler ve katılamaz. Korumu Müdürü Birgün:” Doktorlar bunu söylemelerine rağmen Ecevit normal olarak evinde günlük ihtiyaçlarını giderebilecek kadar da sağlıklıydı.” Diyerek devam eder. ” Tedaviyi kestikten bir süre sonra hastanede tetkik yapılması gerektiği söylendi. Gitmeye hazırlanırken parti yetkililerinden bize `sakın gitmeyin, Bülent Ecevit`e iş göremez raporu verilecek` şeklinde bilgiler gelince gitmekten vazgeçtik. Bülent Ecevit, Başkent Üniversitesi ile bütün ilişkilerini kestikten sonra normal hayatına geçti ve görevine başladı.` .
2001 yılında "ekonomiyi kurtarmaya" ABD'den gelen Kemal Derviş, basının karşısına çıkıp "siyasal belirsizlik" ten bahsetti. Sonra, Devlet Bahçeli, "3 Kasım'da erken seçim" dedi. 4 ay sonra, Türkiye sandığa gitti. Ve AKP tek başına iktidara geldi. ABD, Irak'ın işgaline karşı çıkan bir askeri - siyasi heyeti birkaç ayda tasfiye etmişti. Hem Ecevit, hem de ABD işgaline karşı planlar yapan Org. Kıvrıkoğlu tasfiye edilmiş, yerlerine ABD saldırısını destekleyen AKP hükümeti ve Org. Özkök gelmişti.
Bu ve benzeri örnek tarihimizde de çokça görülmüştür. Yüz otuz beş yıl geriye giderek, bu işleri kurcalamaya çalışalım: Tarih: 30 Mayıs 1876. Padişah Abdülaziz. öncekilerin aksine, Avrupa’daki gelişmeleri izleyen, dışarıya açılmaya hevesli biridir. Devlette örgütlenmesinde reform yapmakta, askeri harcamaları artırmakta, tersaneler, demiryolları yaptırmakta yabancılarla ticari ilişkilere girmektedir. Bu yatırımlar ve Saray çevresinin israf düzeyindeki harcamaları Osmanlı’yı borç batağına doğru sürüklemektedir. Çaresiz borçlanacaktır. Tahvil çıkarıp, Avrupa ülkelerine satar. Esas alıcı İngiltere ve Fransa’dır. Vadesi yaklaşınca, Rus Elçisi İgnatiev’in sözlerine uyarak dış borç faizlerin yarısını ödemeyeceğini 6/10/1875 tarihli kararname ile açıklar. Kararnameyi imzalayanlar: Serasker Rıza Paşa ( Rıza Nur’un Kayınpederi’nin babası), Adliye Nazırı Midhat Paşa, Maliye Nazırı Yusuf Paşa, Ticaret Nazırı Damat Mahmut Celalettin Paşa ve Sadaret Müşteşarı Sait Efendilerden oluşur. Açıklamanın yapılacağı sabahın gecesinde, ellerindeki tahvilleri bozdurmuşlardır. Büyük vurgun vururlar. Başta İngiltere olmak üzere, Avrupalılar bu davranışın hesabını sormak üzere işe başlarlar.
Hüseyin Avni Paşa bunların başında geliyordu. Silah alımında Alman KruppAmerikan Martini şirketlerinden rüşvet aldığı gerekçesiyle sarayın gözünden düşmüştü.
Dönemin Sadrazamı ise üç yaşında Sinop Ayancık’tan (o zamanki adıyla Ayondan) Annesi ile İstanbul’a gelen ve askeri okullarda okuyup, devletin tepelerine kadar yükselen Mehmet Rüşdi Paşadır.
Konuya gelirsek: Süleyman Paşa komutasındaki 300 harbiye öğrencisine nefer kıyafeti giydirilir ve Türkçe bilmeyen Arap birlikleri ile birlikte Dolmabahçe Sarayı'nın önüne getirilir. Sarayı kuşatan askerlerin hiç biri Padişah'ı tahttan indirmek için Dolmabahçe'ye getirildiklerini bilmemektedirler.
Süleyman Paşa general işaretlerini, sökmüş, binbaşı rütbesini takmıştır. Saray görevlileri geçilir. Harem-i Hümayün Amiri Cevher Ağa heyecanlanır. Durum Abdülaziz’in Validesi Pertevniyal Valide Sultan’a bildirilir. Valide Sultan oğlunun odasına girer, gerçek durumu anlatmakta zorlanırken, donanmadan toplar atılmaya başlar. Padişah durumu anlamıştır. “Bunlar Sultan Murat’ın cülüş toplarıdır” diye söylenir. Abdülaziz derdest edilir, kesif bir yağmur altında Topkapı Sarayı’na götürülür.
Bu arada Sultan Murat tahta çıkarılır. Birkaç gün sonra Abdülaziz’in başka yere götürülmesi konuşulur. Kendisine durum anlatılır. Kışları Çırağan’daki Feriye Sarayı’na, yazları ise Beylerbeyi Sarayı’nı (şu günlerde Boğaz Köprüsü’nün altındaki Saray) uygun görür. Sadrazam Müşir Rüşdi Paşa Beylerbeyi’ni güvenlik nedeniyle uygun görmez. Durum Sultan Murat’a bildirilir. Sultan Murat, kararı beğenmez. Sadrazamı ve nazırları toplantıya çağırır.
Feriye Sarayı Abdülaziz için hazırlanır. Hazırlanırken, ileride yapılacaklara göre giriş-çıkışlarlarda gerekli tadilatlar yapılır. Devrik Padişah’ın atalarından kalma ünlü bir palası vardır. Nöbetçi Subay palanın alınması için emir verir. Pehlivan yapılı Abdülaziz’den palalı almak kolay değildir. Hile hurda ile Anasına aldırılır. Saraya dört hadım ağası, üç uşağı yerleştirirler. Uşaklar da güçlü kuvvetli pehlivanlardır. 4 Haziran Pazar sabaha karşı içeri giren uşaklar, padişahı enterne ederler. Sakalını kesmek için istediği tırnak makası ile bilekleri kesilerek intihar süsü verilir.
Bütün bunlardan daha da ilginci şudur: Osmanlı döneminde Padişah’ın halledilmesi için fetva gerekmektedir. Fetva için, Peygamber soyundan olarak bilinen 88 yaşındaki Abdülmuttalip Efendi’ye gidilir. Uyanık bir kişi olan Abdülmüttalip Efendi: Hal için, Padişah’ın ya dinden sapması, yada deli olması gerektiğini bildirir. Arkasından da: “Sultan Aziz kafir mi oldu, mecnun mu?” der. Avni Paşa susup kalır. Orada bulunan Kasımpaşalı Şeyhulislam Hasan Hayrullah Efendi: Ben Sultan Aziz’in küfrüne şehadet ederim!” der. Ama kafir olduğunu söyleyemez. Sadrazam Mütercim Mehmet Rüşdü Paşa: Eğer Sultan Aziz on gün daha hilafet makamında kalırsa, İmparatorluk mahvolur.”diye söylenir. En pratik düşünen Midhat Paşa olur. Fetva Emini Filibeli Kara Halil Efendi, baba dostudur. Şeyhülislamlık teklifine dayanaz.. “Çarşaf kadar fetva yazarım” der ve işe başlar.”Halife olan kişi, deli ve politikadan anlamaz olup, devlet hazinesini milletin tahammül edemeyeceği kadar şahsi masraflarına ve din ve dünya işlerini karmakarışık ve tahrip edip makamında kalması millet için muzır olsa, hal’i (tahttan indirilmesi lazım olur mu? İslam dini bakımından gerekir mi? Beyan Buyrula. El- cevap: Allahü Ta’ala Alem (Cenabı Hak bilir ki) olur.”
Darbelerin, ülke ekonomileri ile ve doğrudan bağları vardır. Ekonomisi zayıf ise, kavak ağaçları gibi devrilip giderler, sağlam ise ardıç ağaçları gibi yalnızca yapraklarının kımıldadığı hissedilir. En önemli faktör ise, ülke halkının darbeye karşı alacağı tavırdır. |
















Yorumlar
Paris antlaşması ile karıştırılabile ceğini anımsattı. Kendisine teşekkür ediyorum. Belki yanlış anlaşılır diye biraz daha açmak istiyorum: Ayrıca kendisi de daha da açıklayıcı yazarsa sevinirim:
06/10/1875 borçların ödenmemesi için kararnamenin çıkarıldığı tarihtir. 30 Mayıs 1876 Abdülaziz’e darbe yapıldığı tarih. Yani kararnameden 8 ay sonra darbe yapılmıştır. Kararnamenin Paris Antlaşması ile ilgisi yoktur.
Şunu da eklemeliyim. Bu tarihler bu topraklarda demokrasinin başladığı tarihlerdir. I. Meşrutiyet (23 Aralık 1876) ile Osmanlı’da Padişah’ın yetkileri kısılarak Anayasal ve Meclisle yönetilen bir yönetim şekli benimsendi. II. Abdülhamit kısa bir süre sonra Meclisi ortadan (Ki buda darbedir) kaldırsa da; 24 Temmuz 1908’de tekrar getirmek zorunda kaldı.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.